bilmem kaçıncı baharı yaşadın
uzak bir kentin kül rengi sokaklarında
gamsız bir İspanyol gitarı
söyleşideyken hüznün armonikasıyla

bütün sığınakların tutuldu
evinin önünde kahpece bir pusu
seni bekler beklenmeyenler

sen
gamsız tutarsız sarhoş
yürürken konserve kutularını tekmeleyerek
kollarına atlamayı hesap ederken
soysuzluğu seni aşmış bir züppenin
cebinde ustura ve bir vesikayla
kapının önünde pezevenklerin

kaç bahar yaşadın
fare kapanında bu labirentin
kaç bahar dallandı budaklandı
yeşillenip allandı kurtuluşun için
kaç bahar mistisizmi aştı

özü sözü tini teni ile de
yetmedi seni döndürmeye

aşk dedin kendin inandın
attın kendini kucaklara yataklara
kirlendi adın sanın
kurtulmadı diş izlerinden tenin
kurumadı bir türlü bacak aran memelerin
ağlamaklı gözlerin

kurtulamadı hiçbir yerin
yitip gittin.

 

yücelbinici