bilmem kaçıncı baharı yaşadın

uzak bir kentin kül rengi sokaklarında

gamsız bir İspanyol gitarı

söyleşideyken hüznün armonikasıyla

 

bütün sığınakların tutuldu

evinin önünde kahpece bir pusu

seni bekler beklenmeyenler

 

sen…

gamsız tutarsız sarhoş

yürürken konserve kutularını tekmeleyerek

kollarına atlamayı hesap ederken

soysuzluğu seni aşmış bir züppenin

cebinde ustura ve bir vesikayla

kapının önünde pezevenklerin

 

kaç bahar yaşadın

fare kapanında bu labirentin

kaç bahar dallandı budaklandı

yeşillenip allandı kurtuluşun için

kaç bahar mistizmi aştı

özü sözü tini teni ile de

yetmedi seni döndürmeye

 

çağdaşlık dedin kendin inandın

attın kendini kucaklara yataklara

kirlendi adın sanın

kurtulmadı diş izlerinden tenin

kurumadı bir türlü apış aran memelerin

ağlamaklı gözlerin

 

kurtulamadı hiçbir yerin

yitip gittin…

 

yücelbinici