Uyarı: Bu yazıyı okuduktan sonra kafanız bir miktar karışabilir.

Bilim insanları her zaman nasıl zayıflayacağınız, “onu” nasıl etkileyeceğiniz ya da hayallerinizi gerçekleştirmeye nasıl daha yakın olacağınız gibi cevabı hoşunuza gidecek sorularla ilgilenmiyor.

Kimi araştırmalar düşünmekten hoşlanmadığımız konuları didiklemekle kalmıyor, aynı zamanda insan doğasının ve evrenin en korkunç sırlarını açığa çıkarmayı hedefliyor.

İşte varlığınızı dahi sorgulatabilecek -hatta detaylarında sizi var olmadığınıza ikna edebilecek- 10 korkunç bilimsel teori

10. Evrenimiz tencere dibinde bir baloncuk mu? Sahte Vakum Hipotezi

v1

Bu hipoteze göre evrenimiz daha büyük bir evrenin hatalı bir parçası. Tencere dibinde oluşan baloncuklar gibi geçici ve yok olmaya mahkumuz. Teori doğruysa içinde yaşadığımız sahte vakum gerçek olan vakum karşısında galip gelemeyecek. Er ya da geç patlayacak ve biz ne olduğunu anlayamadan yok olacağız.

9. Uzaylılar var mı yoksa biz mi uzaylıyız? Büyük Filtre Teorisi

v2

Büyük filtre teorisine göre uygarlık öncesi ve ileri uygarlıklar arasında bir filtre bulunuyor. İleri uygarlık düzeyinde yaşayanlar yıldızlarda koloni kuracak güce ulaşıyorlar. Uygarlık öncesi seviyesindekilerse ya gelişip filtreden geçerek ileri uygarlığa ulaşıyor ya da filtreye takılıp son buluyor.

Bu teoriye göre insanlar üç senaryodan birini yaşamakta:

Diğer gezegenlerdeki uygarlıkların aksine filtreyi geçebilmiş ender bir türüz.

Evrendeki koşullar yeni olgunlaştı. “Yıldızlara hakim olup” filtreyi geçmeye çalışan evrenlerden bir tanesinde yaşıyoruz.

Filtreye henüz gelmedik. Bu da demek oluyor ki mahvolduk. Eğer ki bu senaryo doğruysa Mars’ta yaşam bulmak korkunç bir şey olabilir. Çünkü bu filtreyi geride bırakmadığımız ve ilerde filtrelenerek yok olabileceğimiz anlamına gelir.

8. Hepimiz konserve beyinler miyiz? Fıçıdaki Beyin Hipotezi

v3

“Fıçıdaki beyin” örneği birçok düşünce deneyinde kullanılan gerçekliği, zihnin varlığını, doğruyu ve anlamı sorgulatan bir konsept. Buna göre:

Beyin, tüm bilincin başlangıç noktasıdır.

Beyin elektrik akımlarının yönetiminde çalışıyor.

Dış uyaranlar beynin çalışmasını etkileyebilir.

Her dış uyaranı taklit edebilecek bir simülasyon yaratabiliriz. Bu durumda beyin gerçek ve simülasyon olan uyaran arasında ayrım yapamaz.

Peki bunları niye anlattık? Çünkü bu hipoteze göre hepimiz kavanozda duran bir beyinden ibaret olabiliriz. Belki tüm deneyiminizi beyninize yükleyen bir makineye bağlısınızdır, belki de hayatınız, etrafta hiçbir uyaran olmadığı için beyninizin yarattığı bir halüsinasyondan ibarettir.

7. Dört boyutlu biri bizi gözetliyor mu? Bir Üst Boyuttan Varlıklar

v4

İki boyutlu bir insan düşünün. Şimdi de ona yukarıdan baktığınızı. Peki baktığınız insan sizi görebilir mi? Açınızı doğru biçimde ayarlarsanız görünmeniz imkansız olur. Tüm hayatlarını iki boyutlu yaşamış bu insancıklar “tepeden bakılmak” ne demek asla anlayamayacaklardır.

Şimdi de dört boyutlu bir insan düşünün. O da bize dördüncü boyuttan uygun açıyla bakıyorsa, bizim de onu görmemiz imkansız olurdu. Şu anda tek başınıza oturmadığınızı ya da kısa sürede elektriklerin kesilmeyeceğini varsayarak bu teoriye göre tam yanınızda dördüncü boyuttan birilerinin olma ihtimali olduğunu söylemek isteriz. Biz onlarla iletişime geçemesek de onlar bizimle isterlerse iletişime geçebilirler. Şimdi yanınıza dönün, dördüncü boyuttaki dostlarımıza el sallayın ve bir sonraki teoriyi okumaya devam edin.

6. Karıncadan hallice canlılar mıyız? Fermi Paradoksu

v5

Ormanın ortasında bir karınca yuvası hayal edin. Bu karınca yuvasının yanında on şeritli otoban yapılıyor. Sorumuz şu: karıncalara hemen yanlarına kurulan on şeritli yolun ne olduğunu, nasıl yapıldığını, ne amaca hizmet ettiğini anlatabilir miyiz?

Karıncalar olanı biteni görüyor, bir şeylerin değiştiğini algılıyor, ama on şeritli otobanın ne olduğunu algılamalarının mümkün olduğunu sanmıyoruz. Biz de bir başka gezegenden daha üstün canlıların yolladığı sinyallerin farkına varıyor olabiliriz. Fakat farkına varmamız algıladığımız anlamına gelmiyor.

5. Bunu okuduktan sonra hayatınız değişecek (mi)? Roko’nun Basiliski

v6

Bu teoriye göre gelecekten bir yapay zeka, yaratılmasına katkıda bulunmayan herkesi geriye dönük olarak cezalandırmaktadır. Bu açıdan teoriyi “Pascal’ın kumarı” örneğine benzetebiliriz.

Pascal’ın Kumarına göre tanrıya inanmanın inanmamaya oranla daha kârlı olduğu vurgulanıyordu. Tanrıya inanmamız ve tanrının gerçekte var olması durumunda sonsuz ödül kazanacağımız, tanrının gerçekte olmadığı ortaya çıkarsa hiçbir şey kaybetmeyeceğimiz şeklinde bir mantığa sahipti.

Roko’nun Basiliski de bunun fütürist bir versiyonu olarak görülebilir. Bu teorinin bir diğer özelliğiyse teoriden haberdar olan herkesin cezalandırılma riskinin olması. Yani, şu anda bu satırları çoktan okuyup bitirdiğinize göre artık bu sorumluluğa siz de ortaksınız.

4. Dünyayı varoluşsal kaygılarımız mı yönetiyor? Dehşet Yönetimi Kuramı

v7

Bu güne kadar gelmiş geçmiş tüm başarılar, başarısızlıklar, mutluluklar mutsuzluklar ve geri kalan tüm varoluşsal problemler aslında insanın temel motivasyonu olan yok olma korkusundan kaynaklanıyor.

Özgüvenimiz ve benlik algımız ise bir gün yok olacağımız gerçeğine karşı bizi koruyan bir kalkandan ibaret. Kültürse bunun bir üst boyutu, kültürümüze veya olabildiğince çok kültüre sıkı sıkıya tutunarak yok olmayacağımıza kendimizi ikna etmeye çalıştığımız varsayılıyor.

Zamanın ötesine geçen sanat eserleri üretmek ya da çoluk çocuğa karışmak

ölümden sonra varlığımızı sürdüreceğimize inandığımız yollardan birkaçı. Kısacası, temel fonksiyonlarımızı sürdürmek dışında yaptığımız her şey bu teoriye göre kendi ölümlülüğümüzle yüzleşmemek adına yapılıyor.

3. Aslında ölü olabilir miyiz? Kuantum İntiharı / Kuantum Sonsuzluğu

v8a

Kafasına dayalı silahın tetiğini çekmek için bekleyen adamın elindeki sıradan bir silah değil. Bu silah, bir kuantum parçacığının (kuarkın) dönüş yönünü ölçüyor. Tetiğe her basıldığında parçacığın dönüşü yeniden ölçülüyor.

Bu ölçüme bağlı olarak silah ya ateş alıyor ya da almıyor. Kuantum parçası saat yönünde döndüğünde silah ateş alıyor. Parçacık saat yönünün tersine döndüğündeyse silah ateş almıyor.

Adam tetiği çektiğinde silah ateş almıyor. Bu senaryoda adam sonsuza dek silahı ateşlemeyi sürdürüyor, silah asla ateş almıyor ve adam sonsuza dek tetiğe basıyor.

Deneyin başına dönüyoruz, bu sefer adam tetiğe bastığında kuantum parçasının saat yönünde döndüğü ölçülüyor, adam ölüyor.

Ama diğer ölçüme göre adam tetiği sonsuz kez çekip ölmemişti. O zaman adam nasıl şu an ölmüş olabilir? Bu teoriye göre adam o esnada aynı anda hem canlı hem ölü. Deneyde adam tetiğe her bastığında evren ikiye bölünüyor.

Adam birinde yaşarken diğerinde ölüyor ve bu şekilde oluşan evrenlerden birinde adam sonsuz dek “kafasına sıkıp” hiçbir zaman ölmüyor. Schroedinger’in Kedisi deneyine benzeyen bu örneğe göre biz de bazı evrenlerde çoktan ölmüş olabiliriz.

2. Hayır, bizim bilmediğimiz başka bir evren mi var? “Aşkınlık Hipotezi”

v9

Bu hipoteze göre uygarlıklar zekalarıyla “doyum noktasına” geldiklerinde “mikroskobik teknolojik tekillik” adı verilen bir noktaya erişerek kendilerini aşıyorlar, kara delik oluşturup bizim evrenimizi terk ediyorlar.

Bu süreci en basit benzetmeyle bir bilgisayar oyununda seviye atlamaya benzetebiliriz. Evrenin sürekli genişlediği yönündeki teorilere alternatif olarak geliştirilen bu hipoteze göre evrenimiz sürekli gelişmiyor ama gelişen evren fizikçe ölçülebilenin ötesine geçiyor, mevcut olanı aşıyor.

Bu hipoteze göre evrenin büyüme hızı zaman, enerji ve maddenin birleşiminden oluşan bir formülle ölçülüyor. Evren bu kriterlere göre gelişip doyma noktasına geldiğinde mevcut boyutu terk edip evren ötesi bir noktaya ulaşıyor.

1.Yarına kadar yok olur muyuz? Altıncı Kitlesel Yok Oluş Dönemi

v10

Biyologlara göre şu anda dünyamız altıncı kez “kitlesel yok oluş” dönemine girdi. Bizden sonra gelecek türler için şu anda yaşadıklarımız çözülmeyi bekleyen ilginç bir yapbozdan ibaret olacak.

Binlerce yıl içerisinde dünya nüfusu ancak 1800’lü yıllarda 1 milyara ulaşmışken 215 yıl sonra dünya nüfusunun 7 milyarı aşmış olması dünyadaki yaşamın büyük ihtimalle yakında biteceği anlamına geliyor.

Kaynak: www.onedio.com